Pages

Qereqoçani

Qereqoçani
Qereqoçani
Bediüzzaman Said NURSİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bediüzzaman Said NURSİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bediüzzaman Said NURSİ'nin Uhuvvet(Kardeşlik) çağrısı.(3) Bu çağrıya değil sadece Türkiye, bütün İslam alemi kulak vermelidir. -devam edecek-

14 Şubat 2014 Cuma

1
Yani, "Dünya öyle bir metâ değil ki bir nizâa değsin." Çünkü, fani ve geçici olduğundan kıymetsizdir. Koca dünya böyle ise, dünyanın cüz’î işleri ne kadar ehemmiyetsiz olduğunu anlarsın. Hem demiş:
2
Yani, "İki cihanın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder, kazandırır: Dostlarına karşı mürüvvetkârane muaşeret ve düşmanlarına sulhkârane muamele etmektir."  5
Eğer dersen: "İhtiyar benim elimde değil; fıtratımda adavet var. Hem damarıma dokundurmuşlar, vazgeçemiyorum."
Elcevap: Sû-i hulk ve fena haslet eseri gösterilmezse ve gıybet gibi şeylerle ve muktezasıyla amel edilmezse, kusurunu da anlasa, zarar vermez. Madem ihtiyar senin elinde değil, vazgeçemiyorsun. Senin, manevî bir nedamet, gizli bir tevbe ve zımnî bir istiğfar hükmünde olan kusurunu bilmen ve o haslette haksız olduğunu anlaman, onun şerrinden seni kurtarır. Zaten bu mektubun bu mebhasını yazdık, tâ bu manevî istiğfarı temin etsin; haksızlığı hak bilmesin, haklı hasmını haksızlıkla teşhir etmesin.
Câ-yi dikkat bir hadise: Bir zaman, bu garazkârane tarafgirlik neticesi olarak gördüm ki, mütedeyyin bir ehl-i ilim, fikr-i siyasîsine muhalif bir âlim-i salihi, tekfir derecesinde tezyif etti. Ve kendi fikrinde olan bir münafığı, hürmetkârane medhetti. İşte, siyasetin bu fena neticelerinden ürktüm,
3 dedim. O zamandan beri hayat-ı siyasiyeden çekildim.
BEŞİNCİ VECİH: Hayat-ı içtimaiyece, inat ve tarafgirlik gayet muzır olduğunu beyan eder.

Eğer denilse: "Hadiste,   
  4 denilmiş. İhtilâf ise
tarafgirliği iktiza ediyor. Hem tarafgirlik marazı, mazlum avamı, zalim havassın şerrinden kurtarıyor. Çünkü bir kasabanın ve bir köyün havassı ittifak etseler, mazlum avamı ezerler. Tarafgirlik olsa, mazlum bir tarafa iltica eder, kendisini kurtarır. Hem tesadüm-ü efkârdan ve tehalüf-ü ukulden hakikat tamamıyla tezahür eder."
Elcevap: Birinci suale deriz ki: Hadisteki ihtilâf ise, müsbet ihtilâftır. Yani, her biri kendi mesleğinin tamir ve revacına sa’y eder. Başkasının tahrip ve iptaline değil, belki tekmil ve ıslahına çalışır. Amma menfi ihtilâf ise -ki garazkârane, adavetkârane birbirinin tahribine çalışmaktır- hadisin nazarında merduttur. Çünkü birbiriyle boğuşanlar müsbet hareket edemezler.
İkinci suale deriz ki: Tarafgirlik eğer hak namına olsa, haklılara melce olabilir. Fakat şimdiki gibi garazkârane, nefs hesabına olan tarafgirlik, haksızlara melcedir ki, onlara nokta-i istinad teşkil eder. Çünkü, garazkârane tarafgirlik eden bir adama şeytan gelse, onun fikrine yardım edip taraftarlık gösterse, o adam o şeytana rahmet okuyacak. Eğer mukabil tarafa melek gibi bir adam gelse, ona —hâşâ— lânet okuyacak derecede bir haksızlık gösterecek.
Üçüncü suale deriz ki: Hak namına, hakikat hesabına olan tesadüm-ü efkâr ise, maksatta ve esasta ittifak ile beraber, vesailde ihtilâf eder. Hakikatin her köşesini izhar edip hakka ve hakikate hizmet eder. Fakat tarafgirane ve garazkârane, firavunlaşmış nefs-i emmare hesabına hodfuruşluk, şöhretperverane bir tarzdaki tesadüm-ü efkârdan bârika-i hakikat değil, belki fitne ateşleri çıkıyor. Çünkü, maksatta ittifak lâzım gelirken, öylelerin efkârının küre-i arzda dahi nokta-i telâkîsi bulunmaz. Hak namına olmadığı için, nihayetsiz müfritane gider, kabil-i iltiyam olmayan inşikaklara sebebiyet verir. Hâl-i âlem buna şahittir.
Elhasıl:  1       olan desatir-i
âliye düstur-u harekât olmazsa, nifak ve şikak meydan alır. Evet,
  demezse, o düsturları nazara almazsa, adalet etmek isterken zulmeder.
Câ-yı ibret bir hadise: Bir vakit, İmam-ı Ali radıyallahü anh bir kâfiri yere atmış. Kılıncını çekip keseceği zaman o kâfir ona tükürmüş. O, kâfiri bırakmış, kesmemiş. O kâfir ona demiş ki: "Neden beni kesmedin?" Dedi: "Seni Allah için kesecektim. Fakat bana tükürdün; hiddete geldim. Nefsimin hissesi karıştığı için ihlâsım zedelendi. Onun için seni kesmedim." O kâfir ona dedi: "Beni çabuk kesmen için seni hiddete getirmekti. Madem dininiz bu derece sâfi ve halistir; o din haktır" dedi.
Hem medar-ı dikkat bir vakıa: Bir zaman bir hakim, bir hırsızın elini kestiği vakit eser-i hiddet gösterdiği için, ona dikkat eden âdil âmiri onu o vazifeden azletmiş. Çünkü şeriat namına, kanun-u ilâhî hesabına kesse idi, nefsi ona acıyacak idi. Ve kalbi hiddet etmeyip, fakat merhamet de etmeyecek bir tarzda kesecekti. Demek, nefsine o hükümden bir hisse çıkardığı için, adaletle iş görmemiştir.
Câ-yı teessüf bir hâlet-i içtimaiye ve kalb-i İslâmı ağlatacak müdhiş bir maraz-ı hayat-ı içtimaî:
"Haricî düşmanların zuhur ve tehacümünde dahilî adavetleri unutmak ve bırakmak" olan bir maslahat-ı içtimaiyeyi en bedevî kavimler dahi takdir edip yaptıkları halde, şu cemaat-i İslâmiyeye hizmet dava edenlere ne olmuş ki, birbiri arkasında tehacüm vaziyetini alan hadsiz düşmanlar varken, cüz’î adavetleri unutmayıp düşmanların hücumuna zemin hazır ediyorlar? Şu hâl bir sukuttur, bir vahşettir, hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeye bir hıyanettir.
Medar-i ibret bir hikâye: Bedevî aşiretlerinden Hasenan aşiretinin birbirine düşman iki kabilesi varmış. Birbirinden, belki elli adamdan fazla öldürdükleri halde, Sipkan veya Hayderan aşireti gibi bir kabile karşılarına çıktığı vakit, o iki düşman taife, eski adaveti unutup, omuz omuza verip, o haricî aşireti def edinceye kadar dahilî adaveti hatırlarına getirmezlerdi.
İşte ey mü’minler!... Ehl-i iman aşiretine karşı tecavüz vaziyetini almış ne kadar aşiret hükmünde düşmanlar olduğunu bilir misiniz? Birbiri içindeki daireler gibi yüz daireden fazla vardır. Her birisine karşı tesanüd ederek, el ele verip müdafaa vaziyeti almaya mecbur iken, onların hücumunu teshil etmek, onların harîm-i İslâma girmeleri için kapıları açmak hükmünde olan garazkârane tarafgirlik ve adavetkârane inat, hiçbir cihetle ehl-i imana yakışır mı! O düşman daireler, ehl-i dalâlet ve ilhaddan tut, tâ ehl-i küfrün âlemine, tâ dünyanın ehval ve mesaibine kadar, birbiri içinde
size karşı zararlı bir vaziyet alan birbiri arkasında size hiddet ve hırs ile bakan, belki yetmiş nevi düşmanlar var. Bütün bunlara karşı kuvvetli silâhın ve siperin ve kal’an, uhuvvet-i İslâmiyedir. Bu kal’a-i İslâmiyeyi küçük adavetlerle ve bahanelerle sarsmak, ne kadar hilâf-ı vicdan ve ne kadar hilâf-ı maslahat-ı İslâmiye olduğunu bil, ayıl.
Ehadis-i şerifede gelmiş ki: "Âhirzamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları, İslâmın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek, az bir kuvvetle nev-i beşeri herc ü merc eder ve koca âlem-i İslâmı esaret altına alır."  3
Ey ehl-i iman! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız. İhtilâfınızdan istifade eden zalimlere karşı

 1  kal’a-i kudsiyesi içine giriniz, tahassun ediniz. Yoksa, ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz. Malûmdur ki, iki kahraman birbiriyle boğuşurken, bir çocuk ikisini de dövebilir. Bir mizanda iki dağ birbirine karşı muvazenede bulunsa, bir küçük taş, muvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir. İşte, ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husumetkârane tarafgirliklerinizden, kuvvetiniz hiçe iner; az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Hayat-ı içtimaiyenizle alâkanız varsa,

 2  düstur-u âliyeyi düstur-u hayat yapınız, sefalet-i dünyeviyeden ve şekavet-i uhreviyeden kurtulunuz.
ALTINCI VECİH: Hayat-ı maneviye ve sıhhat-i ubudiyet, adavet ve inad ile sarsılır. Çünkü, vasıta-i halâs ve vesile-i necat olan ihlâs zayi olur. Zira, tarafgir bir muannid, kendi a’mâl-i hayriyesinde hasmına tefevvuk ister. Hâlisen livechillâh amele pek de muvaffak olamaz. Hem hüküm ve muamelâtında tarafgirini tercih eder, adalet edemez. İşte, ef’al ve a’mâl-i hayriyenin esasları olan ihlâs ve adalet, husumet ve adavetle kaybolur. Şu Altıncı Vecih çok uzundur. Fakat kabiliyet-i makam kısa olduğundan, kısa kesiyoruz.











Bediüzzaman Said NURSİ'nin Uhuvvet(Kardeşlik) çağrısı.(2) Bu çağrıya değil sadece Türkiye, bütün İslam alemi kulak vermelidir. -devam edecek-

31 Ocak 2014 Cuma

ÜÇÜNCÜ VECİH: Adalet-i mahzayı ifade eden
 11  sırrına göre, bir mü’minde bulunan câni bir sıfat yüzünden, sair masum sıfatlarını mahkum etmek hükmünde olan adavet ve kin bağlamak, ne derece hadsiz bir zulüm olduğunu; ve bahusus bir mü’minin fena bir sıfatından darılıp, küsüp, o mü’minin akrabasına adavetini teşmil etmek,  2 siga-i mübalâğa ile gayet azim bir zulüm ettiğini, hakikat ve şeriat ve hikmet-i İslâmiye sana ihtar ettiği halde, nasıl kendini haklı bulursun, "Benim hakkım var" dersin?
Hakikat nazarında sebeb-i adavet ve şer olan fenalıklar, şer ve toprak gibi kesiftir; başkasına sirayet ve in’ikas etmemek gerektir. Başkası ondan ders alıp şer işlese, o başka meseledir. Muhabbetin esbabı olan iyilikler, muhabbet gibi nurdur; sirayet ve in’ikas etmek, şe’nidir. Ve ondandır ki, "Dostun dostu dosttur"  3sözü durub-u emsal sırasına geçmiştir. Hem onun içindir ki, "Bir göz hatırı için çok gözler sevilir" sözü umumun lisanında gezer.
İşte ey insafsız adam! Hakikat böyle gördüğü halde, sevmediğin bir adamın sevimli, masum bir kardeşine ve taallûkatına adavet etmek ne kadar hilâf-ı hakikat olduğunu, hakikat-bîn isen anlarsın.
DÖRDÜNCÜ VECİH: Hayat-ı şahsiye nazarında dahi zulümdür. Şu Dördüncü Vechin esası olarak birkaç düsturu dinle:
Birincisi: Sen mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit, "Mesleğim haktır veya daha güzeldir" demeye hakkın var. Fakat "Yalnız hak benim mesleğimdir" demeye hakkın yoktur.
1
sırrınca, insafsız nazarın ve düşkün fikrin hakem olamaz, başkasının mesleğini butlan ile mahkûm edemez.
İkinci Düstur: Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı; fakat her doğruyu demek doğru değildir. Zira senin gibi niyeti halis olmayan bir adam, nasihati bazen damara dokundurur, aksülâmel yapar.
Üçüncü Düstur: Adavet etmek istersen, kalbindeki adavete adavet et, onun ref’ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmarene ve heva-i nefsine adavet et, ıslahına çalış. O muzır nefsin hatırı için mü’minlere adavet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen, kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adavet et. Evet, nasıl ki muhabbet sıfatı muhabbete lâyıktır. Öyle de, adavet hasleti, her şeyden evvel kendisi adavete lâyıktır. Eğer hasmını mağlûp etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et. Çünkü, eğer fenalıkla mukabele edersen, husumet tezayüd eder. Zâhiren mağlûp bile olsa, kalben kin bağlar, adaveti idame eder. Eğer iyilikle mukabele etsen, nedamet eder, sana dost olur...
2  hükmünce, mü’minin şe’ni, kerim olmaktır. Senin ikramınla sana musahhar olur. Zâhiren leim bile olsa, iman cihetinde kerimdir. Evet, fena bir adama "İyisin, iyisin" desen iyileşmesi ve iyi adama "Fenasın, fenasın" desen fenalaşması çok vuku bulur. Öyle ise,
   

 Dördüncü Düstur: Ehl-i kin ve adavet, hem nefsine, hem mü’min kardeşine, hem rahmet-i ilâhiyeye zulmeder, 
tecavüz eder. Çünkü, kin ve adavet ile nefsini bir azab-ı elîmde bırakır. Hasmına gelen nimetlerden azabı ve korkusundan gelen elemi nefsine çektirir, nefsine zulmeder. Eğer adavet hasedden gelse, o bütün bütün azaptır. Çünkü, hased evvelâ hâsidi ezer, mahveder, yandırır. Mahsud hakkında zararı ya azdır veya yoktur.
Hasedin çaresi: Hâsid adam, hased ettiği şeylerin âkıbetini düşünsün. Tâ anlasın ki, rakibinde olan dünyevî hüsün ve kuvvet ve mertebe ve servet, fanidir, muvakkattir. Faidesi az, zahmeti çoktur. Eğer uhrevî meziyetler ise, zaten onlarda hased olamaz. Eğer onlarda dahi hased yapsa, ya kendisi riyakârdır; ahiret malını dünyada mahvetmek ister. Veyahut mahsudu riyakâr zanneder, haksızlık eder, zulmeder.
Hem ona gelen musibetlerden memnun ve nimetlerden mahzun olup, kader ve rahmet-i ilâhiyeye, onun hakkında ettiği iyiliklerden küsüyor. Adeta kaderi tenkid ve rahmete itiraz ediyor. Kaderi tenkid eden, başını örse vurur, kırar. Rahmete itiraz eden, rahmetten mahrum kalır.
Acaba bir gün adavete değmeyen bir şeye bir sene kin ve adavetle mukabele etmeyi hangi insaf kabul eder, bozulmamış hangi vicdana sığar? Halbuki, mü’min kardeşinden sana gelen bir fenalığı bütün bütün ona verip onu mahkûm edemezsin. Çünkü, evvelâ, kaderin onda bir hissesi var. Onu çıkarıp, o kader ve kaza hissesine karşı rıza ile mukabele etmek gerektir. Saniyen, nefs ve şeytanın hissesini de ayırıp, o adama adavet değil, belki nefsine mağlûp olduğundan, acımak ve nedamet edeceğini beklemek.Salisen, sen kendi nefsinde görmediğin veya görmek istemediğin kusurunu gör, bir hisse de ona ver. Sonra bâki kalan küçük bir hisseye karşı, en selâmetli ve en çabuk hasmını mağlûp edecek afv ve safh ile ve ulüvvücenablıkla mukabele etsen, zulümden ve zarardan kurtulursun. Yoksa, sarhoş ve divane olan ve şişeleri ve buz parçalarını elmas fiyatıyla alan cevherci bir Yahudi gibi, beş paraya değmeyen fani, zail, muvakkat, ehemmiyetsiz umur-u dünyeviyeye, güya ebedî dünyada durup ebedî beraber kalacak gibi şedit bir hırs ile ve daimî bir kinle, mütemadiyen bir adavetle mukabele etmek, siga-i mübalâğa ile, bir zalûmiyettir veya bir sarhoşluktur ve bir nevi divaneliktir.
İşte, hayat-ı şahsiyece bu derece muzır olan adavete ve fikr-i intikama, eğer şahsını seversen yol verme ki kalbine girsin. Eğer kalbine girmişse, onun sözünü dinleme. Bak, hakikat-bîn olan Hafız-ı Şirazî’yi dinle:   






Solcu Sosyalist Bayan Prof. Bediüzzaman Said Nursi'yi övdü.

12 Aralık 2013 Perşembe

Prof. Nilüfer GÜRSOY’un yazısı…


Prof. Nilüfer GÜRSOY’un yazısı…(Celal BAYAR’ın kızı, 3 dönem milletvekilliği yapmış)

        Allah'ın Sadık Kulu Bediüzzaman Said Nursi, uzun zamandır Allah'ın bir sadık kulunu görmemiştim. Çok yakından olmasa da sinema perdesinden görmek iyi geldi. Her şeyin madde ile tartıldığı, karşılıksız hiçbir şeyin yapılmadığı günümüzde “Allah'ın Sadık Kulu” animasyon filmini izledikten sonra düşüncelerim değişti. Film Bediüzzaman Said Nursi'nin Barla hayatını konu ediyor. Daha önce Mehmet Tanrısever'in çektiği Hür Adam adlı sinema filmini de izlemiştim. Animasyon film amatör bir ruhla hazırlanmış olmasına rağmen, öncekinden daha gerçekçi... Geçtiğimiz yıllarda aynı teknikle çekilmiş “Buz Devri – Ice Age” tüm dünyada gişe rekorları kırmıştı. Çoluk çocuk, büyük küçük her yaştan, her kültürden insan izlemişti. Bediüzzaman Said Nursi'nin Barla Hayatı'nın anlatıldığı “Allah'ın Sadık Kulu” adlı animasyon filmi de en az “Buz Devri – Ice Age” kadar ilgi görmeli. Said Nursi bugüne kadar din adamları tarafından anlatılmış. Sinema filmi de yine din adamlarının penceresinden yansıtılmış. Bana göre Said Nursi sadece din adamlarının bakış açısına hapsedilemeyecek kadar önemli biri. Konuya yabancı olmam nedeniyle etkili cümleler kuramıyor olabilirim. Ancak Said Nursi tüm dünyada tanınan Konfüçyüs - Confucius'tan da ileri de bir düşünür. Kitleler Said Nursi'nin adını duymuş olmasına rağmen düşünce yapısındaki sırrı, bilmiyor. Benim ilgimi çeken; çoğumuzun köylü, cahil diyebileceği insanlarla kurduğu sağlam iletişim, insanlardan karşılıksız bir şey almaması, az yemesi, az uyuması ve güçlü imana, inanca sahip olması. Bulunduğu dönemin hükumeti ile Amerika ve İsrail'in yok etmek için yaptıkları ortak çalışmanın, köylü ve cahil olarak nitelenen insanlara mağlup olması çok ilginç. Filmin içinde Said Nursi'nin sözleri canlı olarak veriliyor. Sözleri hem ikna edici, hem de yol gösterici. Bu filmi tüm hayvan hakları savunucularının izlemesi gerekir. Bir din adamı düşünün ki karınca yuvasının üzerine çadır kurmuyor... “Bir yuva yıkılarak başka bir yuva yapılmaz” diyor. Kaplumbağa ile oynarken, çubukla kafasına vuran çocuklara söylediği sözler ve bakış açısı çok önemli. Günümüzün hayvansever mantığı Said Nursi ile aynı çizgide değil. Günümüzün hayvanseverleri genel olarak köpek endeksli. Ben bugüne kadar karıncaların haklarını savunan bir hayvansever duymadım. Kaplumbağaların zarar görmesine üzülene de rastlamadım. Caretta caretta kaplumbağalara üzülen var demeyin. Onların gerçek amaçlarını bilmiyoruz. Ayrıca onlar da sadece Caretta caretta kaplumbağaların nesli tükenmesin istiyorlar. Diğer canlılar veya kaplumbağalar onlar için önemli değil... Said Nursi'deki bakış açısı bahçedeki otu bile canlı kabul ederek, yanında ateş yakılmasını istemiyor. Bu düşünce yapısı ile yetişen çocukların orman yakması, birine zarar vermesi düşünülebilir mi? Said Nursi'nin dikkatimi çeken bir diğer yönü de Kürt kimliği... Said Nursi Kürt kimliği olmasına rağmen en büyük Türk hayranı. Türklere özel, sıcak mesajlar veriyor. Said Nursi'nin kitapları ve felsefesi Güneydoğu Anadolu'da gündeme getirilse teröre bulaşmış bir çok insan tövbe eder...! Kültür Bakanlığı Said Nursi'yle daha yakından ilgilenmeli. Olayı “irtica” penceresinden algılamaya devam edersek Said Nursi gibi bir dehayı anlayamadığımız için cennet vatanı, elbirliğiyle "cehennem vatan" haline dönüştürürüz... Bir bardak çayı bile idareli içme mantığı iktisatçılar tarafından mutlaka incelenmeli. Said Nursi'yi ve kitaplarını tüm dünyanın daha yakından tanıması insanlığın geleceği açısından önemli. Türkiye'de Said Nursi ve Nurculuk kelimeleri korkudan insanların kalbini sıkıştırmamalı. Aksine insanları mutlu eden bir fikir akımı olduğu bilinmeli. “Pirenin midesini tanzim eden, Manzume-i Şemsiyeyi de O tanzim etmiştir.“ Ben bu cümleye aşık oldum. Manzume-i Şemsiye güneş sistemi demek. Yani pireyi yaratan Allah, Güneş Sistemini de O yaratmıştır. Animasyon filminde dikkatimi çeken diğer bir konu da kadınlara ve kız çocuklarına verdiği önem. Onların çalışmalarını takdir etmesi, kız çocuklarını Allah'ın bir hediyesi olarak anlatması çok etkileyici. Barla'dan sürgün edilirken kayıkçının parasını kendisinin ödemesi de günümüzdeki sosyal yaraların en büyüklerinden birine, 'Bal tutan parmağını yalar' hurafesinin yanlışlığına işaret ediyor. Allah'ın Sadık Kulu'ndan aldığım ilham... İnanç eksikliği, psikolojik depresyonları tetikliyor. Fakirlik, israftan kaynaklanıyor. Terör, inanç eksikliğinden kaynaklanıyor. Kadın cinayetleri, boşanmalar inanç eksikliğinden kaynaklanıyor. Toplumdaki huzursuzluğu ötekileştirme tetikliyor. Önerim... Said Nursi ve Risale-i Nur'larla solcular kısa sürede tanışırsa insanlığın geleceğine yön verirler. Said Nursi tam da solcuların idealindeki bir fikir adamı... Bu konuda en büyük yük yine Fethullah Gülen'e düşüyor. Geçtiğimiz Türkçe Olimpiyatları'nda Nazım Hikmet'in "Karlı Kayın Ormanı" adlı şiirinin Bosnalı bir kız tarafından okunması sol kesimde kıpırdanmalara vesile olmuştu. Rusya'da açılacak bir okula Nazım Hikmet isminin verilmesi solcuları kısa sürede etkileyebilir. Sol kesim, yani ben, biz, biraz kitabı severiz. Edebiyatını da iyi yaparız. Biraz da günümüz türkçesine yaklaşılabilirse; solcular tarafından sular seller gibi okunacağını düşünüyorum. Bu ülkede ülkesini seven çok solcu var. İnsanlara aşık, gerçekten humanist insanlar var. Bu insanlar aradıklarını maalesef hiçbir yerde bulamıyor. Said Nursi ve kitapları sol kesimde büyük bir boşluğu doldurabilir! Bir Che Guevara resmine inanan solcular, Said Nursi'nin silahsız beyin devrimi yaptığını bilseler, Nazım Usta'nın Davet Şiiri'nde neye davet ettiğini daha doğru anlarlar.
 

Risale Haber

Most Reading

Tags

Sidebar One